Cansu Çakar
1988, İstanbul
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü mezunu sanatçının pratiği, geleneksel estetik ile çağdaş sanatın kesişiminde şekillenir. Tezhip ve minyatür gibi tarihsel formları güncel sanat söylemiyle bir araya getirerek bu görsel dilleri çağdaş kültürel ve politik bağlamlarda yeniden düşünür. Özellikle toplumsal, tarihsel ve mekânsal düzlemlerde erkek egemen anlatıları sorgular; toplumsal cinsiyet ile gelenek arasındaki ilişkileri görünür kılar. İzmir’de yaşayan sanatçı, resim pratiğini mekânsal kurgular ve yerleştirmelerle genişleterek tarihsel formların bugüne açılan yorumlarına odaklanır.
Bienale özel hazırladığı çalışmada tufan, yalnızca geçmişe ait bir felaket olarak değil, bir eşik olarak ele alınır; savaşlarda, yerinden edilmelerde ve yavaş ya da ani çöküşlerde tekrar eden bir durumdur. “Gemi” bu tekrar içinde her seferinde yeniden kurulan bir çözüm modeli olarak belirir: Her anlatıda farklı görünür, ama aynı soruya varır—neyin devam edeceğine kim karar verir? Antik bir Babil tabletinde tufandan sağ çıkacak gemi, teknik bir mühendislik nesnesi gibi tarif edilir; ölçülebilir bir gerçekliğe aitmiş gibi görünür. Oysa kapasitesi kozmiktir, gerçekliği aşar. Köşeleri yoktur, yönü belirsizdir; neredeyse dairesel bir yapı olarak betimlenir. Taşıdığı ise her zaman aynıdır: seçilmiş bir yaşam. Anlatılar değişir; kimlerin, hangi canlıların dahil edildiği farklılaşır. Bu nedenle gemi bir kurtuluş aracından çok, sürekli yeniden kurulan bir düzenin modeli hâline gelir. Dahil edilenler kadar dışarıda bırakılanlar da bu yapının parçasıdır. Bazı anlatılar gemiyi bir dağa sabitler, bazıları yalnızca izlerden söz eder. Hakikat bütünüyle ortaya çıkmaz; parçalar hâlinde dolaşır. Ve her zaman, yukarıda bir yerlerde, kayıt tutan bir bakış kalır.
Sanatçının “Yeni Nadirlikler” başlıklı yerleştirmesi, deniz kabuğu klişesinin temsillerinden yola çıkarak merkez dışı bir anlatı kurar. Murex deniz salyangozundan elde edilen ve bir dönem altından daha değerli olan Tir Moru’nun, Fenikelilerin ticaret rotaları boyunca nasıl dolaşıma girdiğini izler. Lübnan’dan başlayan yolculuk, ticaret ve yerleşim aracılığıyla Akdeniz limanlarına uzanır. Nadirlik burada keşfedilen değil, üretilen bir durumdur. Murex salyangozlarından zahmetli bir süreçle elde edilen boya, binlerce canlının yok edilmesini, yoğun emeği ve çevresel tahribatı içerir. Tarih boyunca zenginlik ve iktidarın simgesi hâline gelen bu değer, bugün de süren emek ve doğa sömürüsünün bir yansımasıdır. Limanlar arasında taşınan yalnızca mallar değil, değerin kendisidir. Morun dolaşımı görünmez bir hat çizer; doğrusal gibi ilerleyen bu hareket, başka bir ölçekte spiral bir forma dönüşür. Değer ve nadirlik tarihsel ve kültürel ilişkiler içinde inşa ediliyorsa, neyin nadir olduğuna kim karar verir? Akdeniz’in kadim imgelerinden Ghassulian yıldızı bir başlangıç noktası gibi belirir; yaşam ve ölüm döngülerine işaret eder. Sur Limanı’na doğru ilerleyen bu hat, hem yıkımın hem dolaşımın eşiğidir. Fenikelilerin ticaret rotaları batıya açılır; Uluburun batığının yükleri Kartaca’nın kuruluş anlatılarına, Dido’nun hikâyesine bağlanır. Cebelitarık’tan geçiş, kapalı bir döngüden çıkışı simgeler; rota okyanusa açılır, kalayın peşinde Cornwall’a uzanan bir ihtimale dönüşür. Bu anlatı, gündelik nesnelerin ardında çoğu zaman görünmez kalan canlıları, emeği ve emekçileri hatırlatır.

Yeni Nadirlikler New Rarities, 2024
Kağıt üzerine suluboya ve guaj Gouache and watercolor on paper 70 x 840 cm
SAHA ve Tate St Ives Müzesi desteğiyle üretilmiştir. Sanatçı ve .artSümer izniyle Produced with support of SAHA and Tate St Ives Museum. Courtesy of the artist and artSümer.
Gemi Arc, 2026
Kağıt üzerine suluboya Watercolor on paper 70 x 80 cm.
7. Mardin Bienali için Çelenk Bafra’nın davetiyle sanatçı ve .artSümer izniyle üretilmiştir. Commissioned by the 7th Mardin Biennial and Çelenk Bafra. Courtesy of the artist and .artSümer.