Son Yazısı Tüm Yazıları Mardin Bienali dördüncü kez başlıyor

İlki 2010 Haziran ayında Döne Otyam’ın özverili emeği ve fikir anneliğinde gerçekleşen Mardin Bienali, devletin fonladığı bir bienal olması itibariyle çok özel bir yere sahipti.

GAP İdaresi, Mardin Valiliği ve Başbakanlık Tanıtma Fonu işbirliğiyle düzenlenen uluslararası sergi, özel sektörün desteğine alışık olduğumuz kültür sanat dünyasında ilginç bir deneyimin iste istemez kapılarını araladı.

Mardin Bienali’nin ikincisini de yine GAP İdaresi, Mardin Valiliği, Başbakanlık Tanıtma Fonu destekledi.

Lakin bu deneyim uzun süreli olmayacak devlet desteğini üçüncüsünden çekmekte gecikmeyecekti.

Üçüncü Mardin Bienali, Mardin Sinema Derneği tarafından özel sektörün desteğiyle 15 Mayıs -15 Haziran 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

İlkinden bu yana danışmanı olduğum Mardin Bienali, bir büyük sergi olarak kültür sanat dünyasındaki devlet ve özel sektör desteğinin zaman içinde edindiği ve kaybettiği rolleri göstermesi açısından örnek olmayı sürdürüyor.

Bu yıl fonunu tamamen Crowd Funding usulüyle izleyicisinden oluşturdu örneğin.

İzleyicinin küçük büyük katkılarıyla 3 küratörün bir araya getirdiği bir sergiyle sanatın dilini sözün ötesi ilan ediyor.

İzleyicisini “dünyaya ve sanata bakışta sözün ötesindeki anlam üretme biçimlerinde buluşmaya çağırıyor”.

Serginin küratörlerinden Fırat Arapoğlu, kendi sergisinin ismini Sonsuz Bakış olarak tayin etmiş.

Rousseau’nun bedeni de düşünme eyleminin içine kattığı sözlerinden hareket ediyor:

“Düşüncelerimi uyaran ve onlara can veren yürümeye dair bir şey var. Bir mekanda kaldığımda, zorlukla düşünebilmekteyim...”

Mekânın sınırlarını coğrafyanın sınırlarıyla birlikte ele alıyor ve soruyor:

“Acaba sanat, coğrafyayla birlikte dünyamızdaki aktüel dönüşümleri nasıl gösteriyor? İnsanlar ve mekânlar arası ilişkinin kolaylıkla tanımlanamadığı ve birbirlerine öyle ya da böyle bağımlı halde oldukları bir dünyaya nasıl reaksiyon verilebilir?”

Nazlı Gürlek ise Beden Dili alt başlığında, toplumsal çerçevede aciliyet taşıyan sorunların çeşitliliği, bu çeşitliliğe uygun yeni yaratıcılık kanalları geliştirme endişesini gündeme taşıyor.

Gürlek’e göre farklı disiplinlerin yöntem ve araçları doğal olarak yepyeni yaratıcılık kanalları açıyor.

Gürlek, bu farklı disipliner yaklaşımlarla Mardin ve bienal bağlamında nasıl farkındalık alanları yaratabiliriz, sorusunu önemsiyor.

Gürlek için bu soru da performans pratiğinin alanı:

“Beden Dili, disiplinlerarası (canlı ve video performanslar, performanslardan arta kalan dokümantasyonlar, tuval, heykel ve mekânsal yerleştirmeler katılımcı dans, hareket ve beden farkındalığı atölyeleri) ve performans odaklı üretimleri deneyime açıyor. “Beden Dili” ile insanlarla ve geniş sosyal çevreyle nasıl ilişkilenebileceğimiz sorusunu, bedenlerin dilinden deneyimi.”

Derya Yücel, “Sınırlar ve Eşikler”de, sanatçıların, çok uzun zamandır fiziksel ve zihinsel mekânların, sınırların ve eşiklerin ardında olanla yüzleştiği ve yüzleşmeye devam ettiği iddiasında. Sergisi aracılığıyla bu yüzleşmenin sanatsal forma dönüşme sürecindeki yolculuğuna izleyiciyi de dahil ederek, kendi sınırlarını ve eşiklerini araştırmasını diliyor.

Bir Mardin Bienali daha orada, Mardinlilerin talebi doğrultusunda, öncelikli ve özgün bir biçimde (en başta ve en makbulü) ve Mardinlilerle birlikte gerçekleşiyor.

İzleyicisi tarafından şekillenmeyi bekliyor. Yolu açık olsun.