Mardin'in bellekleri tazeleyen bienali

4. Mardin Bienali "Sözden Öte" teması ile 4 Mayıs'ta açıldı. 4 Haziran'a kadar ziyaret edilebilecek olan bienalin önemli mekanları arasında Süryani Katolik cemaatine ait Mor Efrem Manastırı da bulunuyor. Bienalde farklı ülkelerden gelen sanatçıların otoriter rejimleri hedef alan ve direniş temasını işleyen çalışmaları da yer alıyor.

"Fazla yaklaşma. Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktır" Bu sözler Yahudi ve Hristiyan inancında yer alan "Yanan Çalı" anlatısında Moşe / Musa Peygamber'e seslenen Tanrı'ya ait. Kiliselerde de Tanrı'nın mevcudiyetinin olduğu sunak alanı kutsal ve bu nedenle basılan yere gösterilen özel bir önem var. Mardin'de Süryani Katolik cemaatine ait Mor Efrem Manastırı'nda ise bugün durum farklı. Nedeni manastırın harabeye dönüştürülmüş olması.

Mardin'in Diyarbakır Kapısı girişinde şehre gelenleri karşılayan, kitabesine göre Metropolit Mor Yakup Matay Ahmardakno tarafından 1884 yılında takdis edilen Mor Efrem Manastırı, 4.'sü düzenlenen Mardin Bienali'nin önemli duraklarından biri. Manastır, Döne Otyam'ın direktörlüğü ve Fırat Arapoğlu, Nazlı Gürlek ve Derya Yücel'in küratörlüğünde gerçekleşen bu etkinlik aracılığı ile kapılarını açıyor ve geçmişini ziyaretçilerine hatırlatma fırsatı buluyor.

Manastırın girişindeki kilisede sanatçı Seyhun Topuz'un "Buruşturulmuş Kağıt" serisinden bakır heykeller sergileniyor. Buruşturulmuş ve bir kenara atılmış formdaki bu eserler, uzun zaman önce unutulan, daha doğrusu unutturulan bir tarihten geriye kalanın tam da ortasında yer alırken, hemen yanı başında kilisenin en kutsal alanı sunak bulunuyor. Bir zamanlar ruhanilerin ayinleri yönettiği yerde, bugün keresteler ve inşaat malzemeleri var. İçeri giren bazı ziyaretçilerin en çok fotoğrafını çektiği, "Aaa çok ilginç" diye şaşırdığı yerlerden biri burası. Sanki bienalin içindeki bir esermişçesine. Halbuki çekilen fotoğraf acı dolu bir tarihi, bambaşka bir gerçeği anlatıyor kendilerine…

Manastırın diğer bölümünde, çalışmalarıyla otoriter rejimlerin güç odaklarını inceleyen İranlı sanatçı Parastou Forouhar'ın "Portreler" isimli illüstrasyon-dijital çizim serisi yer alıyor. Mardin'de aniden bastıran yağmurun ıslattığı avludaki yansıma ile bu suratı olmayan meçhul üç portre çoğalırken, bir zamanlar manastırdakilerin varlığını hissettiriyor ziyaretçisine. Yüzleri görülmeden, görülemeden ama hala orada bulunuyorlarmış gibi…

Alttaki avlunun üstündeki odalardan sanatçı İpek Duben'in "Farewell My Homeland" adlı sentetik ipek üzerine el ile foto baskıdan oluşan kitabı yer alıyor. Bu kitapta, 20. yüzyıl içinde ülke sınırları içinde göçe zorlanan, göç etmek zorunda kalan insanların hayat mücadeleleri var. Her ne kadar eserde vurgulanmasa da, şehir ve mekan nedeniyle bu çalışmanın akla getirdiği topluluklar Süryaniler ve Ermeniler oluyor.

Manastırın içindeki bir başka odada yer alan eserse Ankara'nın önemli sanat inisiyatiflerinden Pelesiyer'e ait olan "Alargada". Bu eser Mardinlilerin Mezopotamya'ya bakarken, geçmişte orada olduğu düşünülen ve imgesi hala yaşayan/yaşatılan denizini gösteriyor, Mardin Denizi'ni. Bu yapıtta denizin içine biri çok açık görünen iki gemi yerleştirilmiş. Bu gemi-deniz imgesi bir başka tarihi de hatırlattırıyor ziyaretçisine. Yaklaşık 100 yıl önce bu toprağın halklarının ölümle eş anlama gelen önlerindeki düzlüğe sürüldüğü, hayatta kalanların bir bölümününse bu uçsuz bucaksız görünen alanı geçtikten sonra bir limana vararak deniz aşırı ülkelere gitmiş olduğu gerçeğini.

Mardin Bienali'nde yer alan etkileyici bir başka eser de Nasan Tur'a ait. Sanatçının manastırın odalarına yerleştirdiği iki ayna İngilizce "Kimim Ben?" ve "Direneceğim!" sorularını sordurtuyor. Kişiyi kendi yansımasında gözlemleme ve sorgulama sürecine itiyor. Hemen yanındaki bir başka odada yer alan video çalışması "Direnç Olarak Bellek"te ise direnen, canları pahasına otoriteye karşı gelen ve öldürülen gazeteciler yer alıyor. Walter Tobagi, José Luis de la Calle, Kem Ley, Anna Politkowskaja, Daphen Caruana Galizia, Nadschi al-Dscherf'e ait portrelerin yanında Türkiye'den de bir isim var: Hrant Dink…

Bienal kapsamında manastır içinde yer alan ve bölgenin geçmişini hatırlatan eserler arasında son olarak Senem Gökçe Oğultekin'in Ermenice "Dun" yani "Ev" adlı eseri bulunuyor. Türkiye-Ermenistan sınırında, Kars'taki tarihi Ermeni başkenti Ani'de çekilen bu filmde, biri Türkiyeli, diğeri Ermenistanlı iki dansçı, kah sınır hattında yer alan Aras/Araks Nehri'nde, kah katedrallerin içinde ve çevresinde, bedenleri üzerinden sınırın iki yanındaki toprağı bir araya getiriyor. Bir önceki eserde portresine yer verilen Hrant Dink'in sözünü hatırlatarak, damarlarında dolaşan kanlarındaki zehri akıtarak…